Koyun Postu
Koyun Postu
Açılış -
Çayırlık
(Çoban,
köpeği karabaş ile koyunlarını otlatmaya çıkarmıştır. Onları bir süre
peşlerinden takip eden kurt, bir çalıya saklanıp sonunda kuzulardan birine
seslenir.)
Kurt – (En
arkadaki koyuna) Psst, kuzu! Biraz gelir misin buraya?
Kuzu –
Mee-e-e (kafasını sağa sola çevirip etrafa bakar) biri mi seslendi bana?
Kurt – Evet
evet, ben seslendim sana, gelir misin biraz buraya? Sana (‘’çok önemli’’
kelimelerini vurgulayarak) çok önemli bir şey anlatacağım.
Kuzu –
(arkasını döner) Mee-e-e, ne anlatacaksın o kadar önemli? (çalıya doğru
yürümeye başlar. Ve çalının biraz yakınında durur) Seni göremiyorum, neredesin?
Kurt –
Çalıdayım, biraz daha yaklaş kulağına fısıldayayım! Çok önemli, çok!
(Kuzu
çalının önüne gelir, kulağını çalıya yaklaştırır. Ardından kurt kuzuyu tuttuğu
gibi öldürür ve çalının içine doğru sürükler. Kuzunun postunu üstüne giyer.
Kuzunun çıkardığı ciyaklama sesini duyan karabaş, çalının oraya doğru hızla
koşar.)
Karabaş –
(Çalıya doğru) Pamuk, orada mısın? Ne oldu, neden bağırdın? İyi misin?
Kurt –
(biraz bekledikten sonra, ince bir sesle) Hav hav… Yani Mee-e-e Mee-e-e İyiyim
iyiyim… Diken battı da.
Karabaş – Ne
diye kendi başına dolaşıyorsun? Sürüden bir daha ayrılma, sürüden ayrılanı
kurtlar yer. Hadi geri dönelim.
(Karabaş ve
Kurt, sürünün yanına geri dönerler. Tüm
kuzular lezzetle çim yerken konuşmaktadırlar.)
Şeker – Kız
duydun mu? Gofret çikoyu aldatmış ya.
Badem – Aa,
deme ya... (çimden bir ısırık alır) Kiminle aldatmış yüzsüz tavuk?
Şeker –
Yaklaş kız yaklaş, kulağına söyleyeyim.
(Badem
yaklaşır, Şeker kulağına bir şeyler fısıldar)
Badem – Aa!
(bağırarak) Diyorsun!
Şeker –
Diyorum ya kız! Gerçekten öyle olmuş!
Bulut – Bize
neden söylemiyorsunuz?
Şeker –
Sizden gizli saklım yok, gel yaklaş sana da söyleyeyim!
(Bulut
yaklaşır, Şeker kulağına bir şeyler fısıldar)
Bulut –
(bağırarak) E yuh ama artık! Tüh tüh tüh!
Şeker –
(çimden bir ısırık alır) Yazıklar olsun ona!
Badem –
Kaldı şimdi bütün civcivler ortada! aile dağıldıktan sonra kim bakacak o yavrucaklara?
Şeker –
İşte… Çok yazık.
(10 saniye
sessizlikten sonra herkes pamuğa bakar)
Şeker –
Merak etmiyor musun sen de pamuk kim?
Kurt – Yoo.
Şeker –
Nasıl yoo? Hep ilk sen dinlemek isterdin dedikoduları.
Bulut –
Pamuk keyfin yerinde değil gibi sanki, bir şeyin mi var?
Kurt – Bir
şeyim yok iyiyim. Nerden çıkardın?
Bulut – Hiç
neşen yok gibi sanki bugün, hem hiç yemiyorsun bile çimen.
Kurt –
İştahım yok, canım çekmiyor ondan.
Şeker –
(Kurta dik dik bakarak, şaşırmış bir vaziyette) A-ah, sen ahırda demiyor muydun
karnım kazındı diye. Kendin dememiş miydin çıkalım artık çayıra diye?
Kurt – Şey…
Evet, demiştim. Ama iştahım kaçtı şimdi, biraz midem bulanıyor. Sanırım
üşüttüm.
Şeker – Gel,
ateşine bakayım. (Kurtun alnına elini koyar, biraz bekletir) Sen hastalanmışsın!
Çobana söyleyelim de ahıra dönelim.
Kurt – Hayır
hayır! Gerek yok, siz yemeğinizi yiyin, acıkmışsınızdır. Sırf kendimi hastalıktan
koruyamadım diye gününüzü zehir etmeyin.
Şeker – Aa!
Hiç olur mu öyle şey.
Bulut –
İyice saçmaladın Pamuk!
Kurt - keyfinizi benim yüzümden bozmayın.
Kendimi çok kötü hissederim. (daha sessizce) sonuçta karnını doyuran koyunlar
hep daha lezzetli olurlar, böyle bir fırsatı kaçırdığım için kendimi affedemem…
Bulut –
Efendim?
Kurt – (stresten
titrer, kekeleyerek söyler) Dedim ki sağlığını koruyan kuzular hep daha mutlu
olurlar, kendime hiç dikkat etmedim, keyfinizi benim yüzümden bozmayın!
Bulut – Ne
kadar dikkat edersen et arada hastalanmamak mümkün mü? senin suçun değil ki.
Badem - Çok
fena titriyorsun, sakın sıtmaya yakalanmış falan olmayasın Pamuk?
Şeker –
Evet, ya önemli bir şey ise? Ahıra dönmemiz gerek.
Kurt – Ama-
Şeker –
Aması falan yok! (Çobana, uzaktan bağırarak) Çoban, Ahıra dönebilir miyiz?
Çoban –
(uzaktan) Neden? Ne oldu?
Şeker –
Pamuk hasta, iyi hissetmiyormuş.
Çoban –
(yerinden kalkar, peşinde karabaş ile sürünün yanına gelir) Hani pamuk nerede?
Pamuk –
(çobanın önüne çıkar) Mee-e-e, buradayım.
Çoban –
(pamuğu tepeden tırnağa süzer ardından şaşkın bir yüz ifadesi ile birlikte )
Pamuk sende sanki bir değişiklik var ama çözemedim…
Kurt – Nasıl
bir değişiklik?
Çoban –
Pamuk, senin gözlerin neden o kadar büyük?
Kurt – Seni
daha iyi görebilmek için.
Çoban – Peki
senin kolların neden bu kadar büyük?
Kurt – Sana
daha iyi sarılabilmek için.
Çoban –
Burnun neden bu kadar büyük?
Kurt – Seni
daha iyi koklayabilmek için.
Çoban –
Pekala ağzın neden bu kadar büyük?
Kurt – Yav
kardeşim ben nerden bileyim, Allah öyle yaratmış işte. Allah allah…
Çoban –
Doğru diyorsun, özür dilerim Pamuk. Neden ahıra dönmek istiyorsunuz? Neyin var?
Kurt – Ben
geri dönmek istemiyorum fakat dönmeliyiz dönmeliyiz diye tutturdular…
Çoban –
Neyin var?
Kurt – Biraz
midem bulanıyor ve üşüyorum.
Çoban – Bir
şey olmaz o kadarcıktan, yürü geçer.
Kurt – Nasıl
yani?
Çoban –
Bildiğin, yürü geçer.
Kurt – Dalga
mı geçiyorsun benimle lan sen..!
Şeker –
Pamuk yürüsene, yürürsen geçecekmiş işte…
Badem – Ne
uzatıyorsun pamuk gerçekten, yürüsene işte geçecek diyor adam, yalan mı atacak
sana?
Kurt – İyi
peki yürüyeyim… (etrafta yürür ve ilk başta olduğu konuma gelir)
Çoban – Daha
iyi oldun mu?
Kurt – Hayır
olmadım… (Kusucak gibi böğründen sesler çıkarır) öğk… öğk… öğk…
Çoban – İyi
tamam tamam. Hadi ahıra dönelim madem, beni takip edin.
(Kurt,
kuzular, çoban ve karabaş çayırlıktan uzaklaşırlar)
Sahne 2 –
Ahır
(Kuzular
ahırın içerisine doğru girerler)
Bulut –
Pamuk maç başlayacak, gel izleyelim! (kanepeye oturur)
Kurt – Tabi
olur. (Bulutun yanına oturur)
Badem – Yok
yok, olmaz! Bizim dizimiz başlayacak, çekilin bakayım oradan. (Koltuğa oturur)
Bulut – Ama
olmaz badem, çok önemli bu. Ölüm kalım meselesi.
Şeker – Asıl
bizimki ölüm kalım meselesi, topun peşinden koşan yaşlı başlı adamları
izlemekten nasıl zevk alabiliyorsunuz ki zaten?
Bulut – Hadi
bizimki topun peşinden koşan adamlar gene, sizinki ne? (kumandayı alır) Hep
aynı! Fakir kız ve zengin oğlan var, kız oğlana yüz vermiyor başta sonra-
Şeker –
(bulutun sözüne girer) Sende mi izliyorsun bizim diziyi Bulut? Bırak maçı falan
da izleyelim hep beraber.
Bulut –
(gözlerini devirir) Off… Sizin dizi de bi bitmedi be arkadaşım, Ne zaman
bitecek?
Şeker – Yeni
bölüm çıkarmaktan bitiremeyecekler.
Bulut - bir
aydır televizyon zaten sizde, bi gün biz izlesek olmaz mı Şeker?
Şeker –
Olmaz! (kanepenin yanına yaklaşır) Ver şunu bana! (buluttan kumandayı almaya
çalışır)
(Şeker ve
bulut kumandayı çekiştirmeye başlarlar.)
Bulut – Yav
şeker bırak şu kumandayı, çok önemli diyorum sana.
Şeker –
Bulut ver şu kumandayı diyorum ben de, iki saatlik sürecek olan bakışma
sahnelerini izleyemezsek ne yaparız bu gece biz.
Bulut –
(Kumandayı uzatır) İyi tamam, al be.
Şeker –
(Gülümseyerek kumandaya uzanır)
Bulut –
(Kumandayı çeker) Ama…
Şeker –
(Yüzü asılır, ciddice) Ama?
Bulut –
Yarın biz izleyeceğiz
Şeker – Iı…
İyi tamam, tamam, peki, anlaştık. Ama sonraki 1 ay boyunca televizyonu yine biz
kullanacağız
Bulut –
Anlaştık o zaman. (Kumandayı uzatır)
Şeker –
(Kumandayı alır ve kanepeye oturur, Badem’e) Kız acaba ne olacak, çok merak
ettim şimdi.
Badem –
Bende, bende. Hadi aç televizyonu şimdiye başlamıştır bile.
Şeker –
Açıyorum. (Kumandanın açma tuşuna basar)
(Televizyon
açılmaz.)
Şeker –
(Tekrar basar, biraz bekler.)
Badem – Ee
kız açsana hadi.
Şeker – (paniklediği
belli olacak bir sesle) Deniyorum kız ama niyeyse açılmıyor. (Tekrar basar)
Badem –
Nasıl açılmıyor ver bir bakayım.
Şeker –
Bildiğin açılmıyor. (Kumandayı bademe uzatır.) Al sen de dene.
Badem – (Kumandanın
açma tuşuna tekrar tekrar basar) Evet açılmıyor, noldu bozuldu mu acaba?
Şeker – Kız
bir şey yap ne demek bozuldu mu acaba!
Badem – Ne
yapayım kız? Karabaşa seslen gelsin baksın.
(Şeker
ahırın kapısına doğru hızla yürür.)
Bulut – Ver
bi ben bakayım bir de!
Badem –
(Kumandayı uzatır) Al.
Bulut –
(Açmayı dener.) Açılmıyor evet.
Şeker –
(Kapıdan, karabaşa) Karabaş! Karabaş! Bir gelir misin buraya? Çabuk gel!
Karabaş –
(Kapının eşiğinden) Ne oldu Şeker?
Şeker – Ölüm
kalım meselesi, çabuk gel içeri!
Karabaş –
(içeri girer, telaşlı bir şekilde konuşur) Ne oldu Şeker? (içeriye göz
gezdirir)
Şeker –
Televizyon açılmıyor Karabaş! Dizimiz başlayacak. Çabuk yardım et bize!
Karabaş –
(eliyle yüzünü kapatır) Ben de bir şey oldu sandım. Çoban kapadı sizin
televizyonu.
(İçerideki
herkes şaşırır)
Şeker –
Neden kapattı?
Karabaş –
Çok izliyormuşsunuz, gözlerinize zararlıymış.
Şeker – Ha…
Tamam, anladım.
Karabaş –
Başka soracağınız bir şey var mı?
Şeker –
Hayır yok, çok teşekkürler karabaş.
Karabaş – Ne
demek. (Ahırdan dışarı çıkar)
Şeker –
(üzgün üzgün, kanepeye doğru yürür ve oturur) Ee, ne yapalım? Çoban bir şey
yaptıysa bir bildiği vardır.
Kurt – O ne
öyle be kardeşim, nasıl oluyor da özgürlüğünüze karışabiliyor?
Badem –
Bizden iyi biliyor ne iyi kötü diye, çok sorgulama pamuk.
Kurt – Yok
öyle dünya yav! (kanepeden kalkar)
Badem –
Nereye gidiyorsun pamuk?
Kurt – Bir
şeyler içmeye mutfağa gidiyorum.
Şeker –
Miden daha iyi oldu mu Pamuk? Hala kötü hissediyorsan ilaç falan iç.
Kurt – Yok
yok, iyiyim. (mutfağa doğru yol alır, mutfağa geldiğinde bir şişe bira alır.
Ardından salona geri döner ve kanepeye geri oturur. Birkaç yudum alır.)
Çoban – (Sarhoş
bir şekilde içeriye girer) Ne yapıyorsunuz millet?
Şeker – Hiç öyle oturuyoruz…
Çoban –
Televizyonu kapattığım için bana kızgın değilsiniz herhalde değil mi canlarım?
Ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum sadece.
Şeker – Yok
yok, hiç olur mu öyle şey? Gerekirse biz bir hafta yemek yemeyiz.
Çoban –
Tamam öğrendiğim iyi oldu, haftanın geri kalanında yemek yemeyeceksiniz.
(Herkes
çobana dik dik bakar)
Kurt – Nasıl
yani? Bir hafta boyunca aç mı kalacağız?
Çoban –
Aynen öyle, ne içiyorsun sen Pamuk?
Kurt – Bira
içiyorum da, konuyu dağıtma. Bir hafta boyunca aç kalırsak ölürüz lan biz,
nasıl dayanacağız?
Çoban – Vah
vah vah… Bira günahtır günah, cehennemliksin be Pamuk. Ver o birayı tövbe et.
Şeker – Hadi
pamuk ver şunu bir daha içme.
Kurt – Lan
ilk televizyonumuzu aldı, sonra sizi bir hafta aç bırakacağım diyor. Şimdi de
kırk yılda bir bira içmişiz cehenneme gideceksin diyor.
Şeker – Aa,
öyle deme, iyiliğimizi istiyor o sadece.
Kurt – Bir
hafta aç kalmamızı istemekte nasıl bir iyilik var acaba?
Badem – Oruç
tutmuş oluruz ne güzel.
Kurt – Oruç
tutarken üstüne ölürsün cennet garanti demi? Yav bırakın şu işleri…
Bulut –
Pamuk hadi ver şu şişeyi.
Badem – Evet
pamuk ver artık ve tövbe et.
Kurt –
(Somurtarak şişeyi çobana uzatır)
Çoban – (tek
dikişte birayı bitirir) Tövbe et şimdi bir daha yapma şöyle şeyler bırak
içkiyi. Zıkkım bu zıkkım.
Kurt –
Zıkkım diyorsun sen içiyorsun!
Çoban – Beni
boşver sen pamuk, neyse hadi ben kaçtım canlarım. (Ahırdan dışarı çıkar)
Kurt -Olacak
iş değil ya…
Bulut –
Üzülme bulut, en iyisini o biliyor.
Şeker –
Ayrıca o sadece bizim iyiliğimizi düşünüyor.
Kurt – Yav
bozuk plak gibi tekrarlamayın siz de kendinizi artık!
(Salonun
lambası patlar)
Kurt –
Olacak iş değil ya, (Bağırarak) olacak iş değil!
Şeker –
Çekmecede yedek ampul olacaktı, dur bakayım. (çekmeceyi karıştırmaya başlar)
Bulut – Ben
de dışarıdaki merdiveni getireyim. (dışarı atılır)
Kurt – Ben
tuvalete kadar gidiyorum.
(Bir süre
geçer, Bulut merdivenle içeri girer ve şeker ampulü bulmuştur. Merdiveni
salonun ortasına koyarlar, Bulut ampulü alır, tırmanmaya başlar.)
Şeker –
Yavaş ama ha! Yavaş çık düşme!
Bulut –
Yavaşım tamam yavaşım!
Badem –
Sakin sakin çık Bulut, sakin sakin..!
Bulut - (En
tepeye ulaşır, ampulü takar. Birkaç basamak indikten sonra dengesini kaybeder
ve merdivenden düşer. Merdiven de sallandığı için Bulut’un bacaklarının üstüne
çakılır) Ahh!
Şeker –
Bulut! İyi misin bulut?! (Merdiveni kaldırmaya çalışır)
Badem –
(Şeker ile merdiveni kaldırmaya çalışırken) Böyle olmayacak bu Şeker, sen git
Karabaşı bul, o gelsin kaldırsın. Gücümüz yetmeyecek.
Şeker –
Pamuk nerede?
Badem –
Tuvalete kadar gidicem demişti halen gelmedi.
Şeker –
Hastalık kabız etti herhalde. Neyse ben gidip karabaşı bulayım. (Ahırdan dışarı
atılır, bir süre sonra karabaş ile içeri girer)
Karabaş –
Şimdi ne oldu? Neymiş o kadar önemli olan? (Bulut’un halini görür) Amanın! Ne
oldu burada böyle? Çekilin, çekilin kaldırayım merdiveni-
Gofret –
(Ahırın dışından, uzaktan bağırarak) Karabaşşş! Tırnağım kırıldı çabuk gel..!
Karabaş –
Gofret bana sesleniyor, gitmem lazım!
Şeker –
Karabaş dur! Buluta ne olacak?
Karabaş –
Bir şey olmaz, sağlam adamdır o, tanırım ben onu. Gerçekten gitmem lazım!
(Hızla, koşarak dışarı çıkar)
Bulut –
(Karabaşın arkasından) Öyle şey olur mu hiç karabaş!
(Badem ve
şeker bulutun önünde ağlarlar, bir süre sonra Çoban ahıra geri girer, yanında
birisi daha vardır)
Çoban – İşte
bunlar benim koyunlar, hangisini istersin?
Alıcı –
(Badem ile Şekeri göstererek) Şu ikisini alayım.
Şeker – Ne
oluyor çoban?
Çoban – Bu
ikisi toplamda otuz bin lira tutuyor.
Alıcı –
(parayı çobana uzatır) Tamam hadi gidelim. (Badem ile şekeri dışarı çıkartmaya
başlar)
Badem – Dur!
Dur, çekiştirme be! Buluta ne olacak?
Alıcı –
Hadi, hadi! Hadi dışarı, gidiyoruz.
(Alıcı badem
ile şekeri ahırdan dışarı çıkartır)
Çoban –
(Paraları sayar) Oh oh oh, paralara gel be!
Bulut –
Çoban, bana yardımcı olur musun?
Çoban –
(buluta, aşağıya bakar ve eline yüz lira sıkıştırır)
Bulut – Bu
ne be şimdi?
Çoban –
(Ahırdan dışarı çıkar)
Bulut – Ne
yapacağım şimdi ben ya?
Kurt –
(Banyodan çıkar) Bulut? Ne oldu burada?
Bulut – İş
kazası geçirdim abi.
Kurt – He…
Diğerleri nerede?
Bulut –
Kelle paça oldular abi.
Kurt – Ne?
Bulut –
Kelle paça oldular.
Kurt –
Anladım. Bulut ben aslında Pamuk değilim ya sizi yemek için kandırmayı
planlıyordum. Kurtum ben. (üstündeki postu çıkartır)
Bulut –
(Bağırarak) Ne..! Ben de bir şey değişik diyorum ama ne kestirememiştim! Bütün
arkadaşlarım gitti zaten her şey boka sardı yersen ye beni umrumda değil!
Kurt –
(Buluta yaklaşır ve bacaklarındaki merdiveni kaldırır, bulutu omzunun arasına
alır) Yok yahu, ne yemesi! Gel seni hastaneye götüreyim, seni şimdi yesem
geceleri rahat yatamam, vicdanım sızlar!
(Ahırdan dışarı çıkarlar.)
Yorumlar
Yorum Gönder